adsense

28 Haziran 2018 Perşembe

ALLAH'A NEDEN İNANALIM



- İnsanların ALLAH'a inanma ve inanmaması niçin  bu kadar Kur’an'da vurgulanıyor?

- Kur'an-ı Kerim'in yarıdan fazlası niçin inançsızlar üzerinedir?

- Neden pek çok ayette savaş ve öldürmek geçer?

- Allah emirlerinin dinlenilmemesi üzerinde niçin  bu kadar fazla duruyor? Allah niçin  iman etmeyenler ile mücadele edilmesini istiyor; kendisi hepsini bir anda yok edemez mi?


    Değerli kardeşlerim çevremizde bunlar gibi sorularla karşılaşıyorsunuz ve malesef bir çoğumuz cevap veremiyoruz. Bu başlıkta elimizden geldiğince ateistler tarafından sorulan soruları cevaplamaya çalışacağız.Aklınıza takılan sorular varsa yorum olarak bırakırsanız yeni konu olarak açabiliriz.Şimdi soruların cevaplarına gelelim...


    - Büyük  bir gemi düşünelim, bu gemide hizmet eden yüzlerce insan var. Bu insanların hizmet amacı ; geminin gideceği hedefe ulaşmasıdır. Gemi çalışanlarının hepsi hizmet ve görevini eksiksiz olarak yapıyorlar. Biz de geminin kaptanlığını yapıyoruz. Bizim vazifemiz dümeni gaye rotasında tutmak. Şimdi biz bu vazifeyi terk edip, gemiyi karaya oturtsak, tüm gemi çalışanlarının  emeğine ve hizmetine tecavüz etmiş sayılmaz mıyız?

   O vakit gemide ne kadar çalışan hizmetli varsa, hepsinin bizden hakkını istemesi ve alması gerekir. Elbette böyle bir misyonu olan kişiyle, ne kadar ilgilenilse ve yapacağı işi ihmal ediyorsa ne kadar fazla hatırlatılsa o kadar yeridir... Hiç kimse, "Neden buna vazifesini devamlı hatırlatıyor ve bununla daha fazla ilgileniliyor." Diye sormaz ve soramaz...

   İşte şu kainat büyük bir gemi hükmündedir. Bu kâinat gemisi içinde olan unsurlar ve mahlukat ise; hava, toprak, su, güneş, hayvanat, nebatat gibi, misaldeki geminin hizmetlileri ve emekçileridir. İnsan ise; bu kainat gemisinin kaptanı  hükmündedir. Görevi ise; kainat sahifesinde tecelli eden İlahi ad ve sıfatları talim edip gereğince iş etmektir. Başka Bir Deyişle insanın şu kainat gemisindeki vazifesi ve gayesi; iman ve ibadettir.

Kainattaki öbür tüm mahlukat, insanın bu ibadetine ve kulluğuna göre planlanmış ve ona hizmet etmek için programlanmıştır. Dolayısı ile insan, vazifesi olan iman ve ibadeti terk ederse, tüm kainat mürettebatının hukukuna ve hakkına ve emeğine tecavüz etmiş olur.

Kainat Kamusal bir alandır, insan bu alanda görevini yerine getirmemekle başka bir deyişle iman ve ibadeti terk etmek ile tüm kamunun hukukunu çiğnemiş sayılır. Allah da hem kendi hakkı için, hem de kamunun hakkı için kişiye kamusal dava açar ve cezasını keser. çünkü insanın imansızlık ve ibadetsizliği kişisel bir cinayet değil; kamusal bir cinayettir.

 - Allah iyi insanlar ile fena insanları birbirinden ayırmak için bir sınav düzenlemiştir. İmtihana tabi tuttuğu insanlara zeka ve hür irade vermiştir. Aklı olmayan delileri ve çocukları bu imtihandan muaf tutmuştur. İmtihanı kazanma veya kaybetme noktasında âdil ve eşit bir statü belirlemiştir. Şöyle ki: her kişiye kötülüğe sevk eden bir nefis yanında iyiliğe sevk eden bir zeka ve vicdan vermiştir. Ebedi merhametiyle kullarının imtihanı kazanmalarına muavin olmak için aklı doğru yönlendiren vahiy  ve peygamberleri göndermiştir.

İşte En nihayet vahiy kaynağı olan Kur’an’da yoğun yoğun uyarıların yapılması, imtihanı kaybetmenin faturasının fazla ağır,  kazanmanın mükâfatının ise pek kocaman olacağını vurgulamasının hikmeti budur.

- Kur’an’ı en fazla ilgilendiren husus iman konusudur. Özellikle Allah’a ve ahiret gününe iman, Kur’an’ın ders vermek istediği esas maksatlarının başında gelen iki kocaman husustur. Çünkü imtihanın anne derslerimizi iman esasları  ve hak ile kulluktur. İman dersinden geçmeyen direkt sınıfta kalır. Buna mukabil, iman derslerinden geçen/İmanla kabre giren kimse başka derslerden zayıf almışsa da /yani kimi günahları olsa da affa uğraması veya ceza çektikten sonra cennete girmesi laf konusudur.

Allah Korusun, imansız kabre giren/yani iman dersinden sıfır çeken kimsenin imtihanı kazanıp cennete girme ihtimali sıfırdır ve asla laf konusu değildir. İşte Kur’an’da yoğun yoğun imandan bahsedilmesinin hikmeti budur.

- “Kitabın yarıdan fazlası sebep inançsızlar üzerinedir?” sorusundaki iddia, temelden yoksun bir hayal mahsulüdür. İmanın güzellikleri yanında, imansızlığın çirkinlikleri üzerinde durmasının hikmeti yukarıda açıklanmıştır.

Kur’an’ın, tarih süresince kimi  kavimlerin başına gelen felaketlerden imanlı olanların kurtulduklarından, imansızların ise yok olup gittiklerinden laf etmesi, dünyada yaşanmış diri birer misal olduklarındandır. Bu da imtihana olumlu katkısı bulunduğu için kitaba girmiştir.

 Hastasına yoğun yoğun kimi ilaçları tavsiye ve kimi yiyecekleri yasaklayan bir doktor, aklı başında her hasta yönünden “Çok iyi bir doktor, benimle fazla ilgilendi...” Halinde değerlendirilecek.

Keza öğrencilerini yönlendiren, çalışmalarını teşvik eden, vakitlerini boş yere harcamamalarını salık veren bir öğretmenin, aklıselim sahibi öğrencileri nezdindeki konumu da “öğrencileriyle ilgilenen fazla iyi niyetli bir öğretmen” halinde olacaktır.

- Cenk ayetlerinde uygulanan teşvikler, saldırıya maruz kalan islamdaşların  kendilerini savunmaları için onları cesaretlendirmeye, taktik ve strateji öğretmeye yöneliktir. Her ülke kendini savunma hakkına sahitir. Her hükümet yetkilisi bu savaşı kazanmak için tüm gayretini göstermekle yükümlüdür. Kur’an da bunu yapmıştır.

- “Allah sebep şahsına inanmayanlar ile mücadele edilmesini istiyor? Kendisi hepsini bir anda yok edemez mi?” şeklindeki sunun cevabı şöyle verilebilir:

Bu dünya hayatında iyi insanların yanında fena insanlar da vardır. Yaşam kurtarmaya can atanların yanında, can almaya can atanların varlığı bir realitedir.

 Allah tüm evrenin sultanı olarak, güzel isimlerinin kâinatın her tarafında tecellileri laf konusu bulunduğu gibi, insanlık camiasında da o isimlerin o güzel yansımalarını bakmak ister. Bu da ister istemez rezil olanlarla şerefli olanları, cani olanlarla mert olanların, yüzsüz olanlarla erdemli olanların karşılıklı mücadelelerini gerektiriyor. Çünkü gece ile gündüz, karanlık ile aydınlık bir arada olamayacağı gibi, fena insanlarla iyi insanların her konu için uzlaşmaları olası değildir.

Haksız Yere gözünü kırpmadan adam öldüren insî şeytan türü bir canavarın, karıncaya basmaktan rahatsız olan melek gibi bir insanın birbirleriyle mücadele etmeleri kaçınılmazdır.  Cebrail ile şeytan hiç barışır mı?

İşte Kur’an’da kaçınılmaz olan b u mücadelede imanlı olanlara mücadele stratejisi öğretiliyor ve asla adaletten ayrılmamalarına dair nasihat veriliyor. İşte o öğütlerden biri şudur:

                                   “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvâya en uygun hareket budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Maide, 5/ 8)




 “Kendisi hepsini bir anda yok edemez mi?”  soruya gelince, elbette Allah dileseydi hepsini bir anda yok ederdi. Daha ötesi dileseydi, sevmediği insanlardan hiç birini yaratmazdı. Demek ki, Allah’ın muradı fena insanların yok olmaları değil, onları ıslahıdır. İmtihanın hak anlayışı bunu gerektirir.

Ancak Iyi insanların da bu uğurda çaba etmeleri, haksızlıklarına karşı -yukarıdaki ayette geçtiği üzere- hasım da olsa kimseye haksızlık etmemeleri, onların zulümlerine karşı zalimce davranmamaları tavsiye edilmiştir. Bunları becermek onlar için de bir sınav sorusudur.

Demek Ki, bu konu için sadece kötüler, zalimler değil, tıpkı vakitte iyiler, mazlumlar da bir imtihan vermektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder